Pages

Blogger tarafından desteklenmektedir.

24 Haziran 2014 Salı

Görsel Telkinlerle Darwinist Büyüyü Yaygınlaştırma

Darwinistlerin ellerinde, kendi teorilerini destekleyecek bir tane bile bilimsel delil yoktur. Evrimcilere göre milyonlarca yıl boyunca gerçekleşmiş olması gereken hayali evrim sürecinin fosil kayıtlarında sayısız delili, sayısız kalıntısı bulunması gerekmektedir; ama fosil kayıtlarında söz konusu hayali sürecin varlığını gösteren "bir tane bile" fosil bulunmamaktadır. Fosil kayıtlarındaki bu delilsizlik Darwinistler açısından o kadar dramatiktir ki, canlıların milyonlarca yıl boyunca hiçbir değişikliğe uğramadıklarını, yani yaratıldıklarını gösteren sayısız fosil bulunmasına rağmen, Darwinistlerin buna karşılık gösterebilecekleri tek bir ara form örneği bile bulunmamaktadır. İşte bu delilsizlik, Darwinistleri söz konusu "hayali fosiller varmış izlenimi vermeye" yöneltmiştir. Darwinistler gerçek deliller sunamadıklarından, çözümü görsel telkin metotlarıyla insanları aldatmakta bulmuşlardır. Bunlardan bir tanesi rekonstrüksiyonlardır.
Rekonstrüksiyon, "yeniden inşa" anlamına gelir ve bir kemik parçasından canlının hayali resminin veya maketinin yapılmasıdır. Rekonstrüksiyonda, çeşitli zamanlarda bulunan çeşitli fosil bulguları, tamamen taraflı bir şekilde yorumlanır, tümüyle çarpıtılarak, örneğin, bu canlının hayali  bir ailesi oluşturulur ve sosyal hayatı tasvir edilir. Oysa burada söz konusu detaylı rekonstrüksiyonun malzemesi kimi zaman yalnızca tek bir azı dişi ya da bir kol kemiğidir. Oluşturulan çalışma tamamen sanatçının hayal gücüne kalmıştır, dolayısıyla söz konusu yeniden inşa hiçbir bilimsel delile dayanmamaktadır. Şimdiye kadar medyada görülmüş olan hayali "maymun adamların" tümü, aslında birer rekonstrüksiyondur.
Bazen tek bir kol kemiği, bazen tek bir dişten yola çıkılarak üretilen rekonstrüksiyonlar, büyük birer sahtekarlık örneğidir. Yumuşak dokuların tespiti mümkün olmamasına rağmen, hayali yarı maymun insanlar sosyal hayat içinde çizilmekte ve evrimci basında bir gerçekmiş gibi sunulmaktadır.
Bir kemik parçası, farklı sanatçıların farklı yorumları ile değişik canlılara benzetilebilir. Çünkü kemik parçasına bakarak, canlının yumuşak dokularını belirleme imkanı yoktur. Zaten çoğu zaman evrimcilerin ellerine geçen fosil parçaları, yalnızca yüz kemiklerinin bir kısmı, vücut iskeletinin bir parçası, hatta bazen tek bir kemik, daha da şaşırtıcı olanı, bazen tek bir "diş"tir. (Nebraska adamı ve ailesinin sosyal yaşamı, tek bir dişe dayanılarak yapılmış bir rekonstrüksiyondur. Herhangi bir bilimsel delil olmamasına, fosil izinden söz konusu canlıya ait hiçbir belirleyici nitelik bulunmamasına rağmen söz konusu "dişe" Nebraska adamı ismi konmuş ve bu hayali maymun adamın, hayali ailesi oluşturularak sözde sosyal yaşamı da resmedilmiştir. Kısa bir süre sonra bulunan dişin bir yaban domuzuna ait olduğu saptanmış ve bu büyük aldatmaca, evrim sahtekarlıkları tarihinde yerini almıştır. Bu örnek, Darwinistlerin rekonstrüksiyonlar yoluyla ne kadar büyük sahtekarlıklara yönelebileceklerinin önemli bir örneğidir). Dolayısıyla evrimciler tarafından yapılan rekonstrüksiyonlar, tümüyle onların istedikleri şekilde, yorumladıkları biçimde oluşturulan çizimler ve maketlerdir. Söz konusu rekonstrüksiyonların, bilimsel olarak hiçbir değeri ve geçerliliği yoktur. Evrimi ispat yönünde herhangi bir katkısı da yoktur. Bunların tümü, insanları, geçmişte yarı insan yarı maymun şeklinde varlıkların yaşadığına inandırmak amacıyla kurgulanmış hikayelerdir.
Şu önemli bir gerçektir: Darwinistler her ne kadar çeşitli rekonstrüksiyonlarla göz boyamaya çalışsalar da, evrimi geçerli kılabilecek tek bir delil bile olmadığı sürece, kullandıkları aldatma yöntemlerinin bir anlamı yoktur. Rekonstrüksiyonlar, belli bir dönem içinde insanlar üzerinde etkili olmuş olabilirler. Artık insanlar, gazete ve dergilerde gördükleri maymun adamların, yalnızca birer hayal ürünü olduğunun farkındadırlar. Çünkü artık konu hakkında kapsamlı bilgiye sahiptirler. Evrimcilerin iddialarına, bu iddiaların geçersizliğine ve bunlara verilebilecek tüm cevaplara hakimdirler. Söz konusu maymun adamların gerçekte yaşamadıklarını bilmektedirler. İnsanların da, tüm diğer canlılar gibi evrim geçirmediklerini, gördükleri resimlerin bilimsel olarak geçerli olmadığını anlamışlardır. Dolayısıyla evrimcilerin kullandıkları tüm sahte yöntemler, artık geçersizdir.
200 yıldan uzun bir süredir paleontologlar ve jeologlar yeryüzünün tepelerinde, vadilerinde ve ovalarında kazılar yapıyorlar. Bu süre zarfında bir milyardan fazla fosil ortaya çıkardılar ve kayıt altına aldılar. Evrimciler benzer canlılar arasında ara özelliklere sahip hayvan kemikleri bulduklarını ve böylece evrimin gerçekleştiğini ispatladıklarını iddia ederler (örneğin küçük atlarla büyük atlar gibi). Fakat fosil kayıtlarında, bir canlının yavaşça değişerek farklı bir canlıya dönüştüğünü gösteren herhangi bir örnek yoktur.
Bir milyardan fazla fosil bulunmuş olmasına rağmen, çok farklı canlı türlerinin veya canlı özelliklerinin arasında, karşı gelinemez bir geçiş formu bulunmamaktadır (sürüngen pullarının kuşun tüylerine dönüşmesi gibi). Hiçbir delil bulunmamasına rağmen, insanın daha önceki canlılardan zaman içinde meydana gelen değişimler sonucu oluştuğunu iddia eden evrim teorisinin akla uygun olduğunu nasıl söyleyebiliriz.72 Yazar Richard L. Kleiss

Evrimin Temel Açmazlarını Gözardı Etme Yöntemi

Yukarıda bir örneği görülen Neandertal rekonstrüksiyonları, hiçbir gerçekliği olmayan, hiçbir bilimsel delile dayanmayan, tamamen Darwinist bilim adamlarının hayal gücü ile üretilmiş büyük bir aldatmacadır. Darwinistler, bu rekonstrüksiyonları en önemli propaganda malzemesi olarak kullanırlar.
Evrim teorisi savunucularının kullandıkları en önemli yöntemlerden biri, canlıların yaşam şekilleri gibi detaylar üzerinde demagoji yapmak, fakat evrimin asıl açıklaması gereken temel konuları gözardı etmektir. Örneğin evrimciler, "Neandertal adamı konuşabiliyor muydu?" gibi başlıklar atarak bu konu üzerinde kendi senaryolarını oluşturur, sayfalarca veya konferanslar boyunca bu senaryoları detaylandırarak anlatabilirler. Amaçları, okuyucunun dikkatini dağıtmak ve Neandertal adamının insanın sözde ilkel atası olduğunun çoktan ispatlandığı, geriye sadece konuşup konuşmadığı gibi bir detayın kaldığı izlenimi oluşturmaya çalışmaktır. (Neandertaller, günümüz insanlarından farksız soyu tükenmiş bir insan ırkı olduğundan, kuşkusuz insan gibi konuşmaktadırlar.) Ancak evrimciler, örneğin "ilk canlı hücrenin" nasıl meydana geldiği konusunda suskundurlar. Evrimci kaynakların hiçbir yerinde ilk DNA'nın veya göz gibi kompleks yapıların nasıl meydana geldiği konusuna değinilmemiştir. Zaten bu konulardan bahsetmeleri de mümkün değildir, çünkü evrim teorisinin bu tip kompleks yapıların oluşumuna dair bir açıklaması veya üretebileceği bir senaryo yoktur. Kompleks yapılar, gözlemlenebilir ve üzerlerinde deneyler yapılabilir niteliktedir. Dolayısıyla, evrim teorisyenlerinin konuyla ilgili ortaya atacakları her asılsız senaryo, laboratuvarlarda kolaylıkla yalanlanmaktadır. Bu gerçeğin farkında olan evrimcilere göre kullanabilecekleri en etkin psikolojik yöntem, bunların tümünün açıklandığı izlenimi vermeye çalışmak ve demogojiye açık, detay konular üzerinde yoğunlaşmaktır.
Oysa Darwinistlerin, temel konuları açıklamaktan kaçınmaları ancak konu hakkında yeterli bilgisi olmayan insanlar üzerinde etkili olabilecek bir yöntemdir. Günümüzde ise, özellikle evrim teorisinin geçersizliği konusunda toplumlar ciddi şekilde bilinçlenmiş, evrimin henüz daha "ilk hücre" konusundaki çaresizliğini tüm açıklığıyla görmüşlerdir. Dolayısıyla, söz konusu demagojiler, artık geçerliliğini yitirmiştir. İnsanlar artık, her şeye açıklama getirdiği iddiasında olan evrim teorisinin delillerini beklemekte, fakat bunlar ortaya çıkmadıkça, dünya çapında gerçekleştirilen bu büyük aldatmacanın gerçek yüzünü görmektedirler. Kudret sahibi Yüce Allah, elbette tüm tuzakları ortadan kaldıracaktır. Allah, bu gerçeği ayetinde haber vermiştir:
... Gerçekten Allah, kafirlerin hileli-düzenlerini boşa çıkarıcıdır. (Enfal Suresi, 18)
Fosil kayıtları, canlılara ait temel vücut biçimleri hakkında neler gösteriyor? Aşağıdaki alıntılar, bir evrimci paleontolog ordusu tarafından, son 150 yıldır yapılan geniş çaplı araştırmalar sırasında bulunan fosillerle ilgili görüşleri yansıtıyor. Evrimci bilim adamlarına ait bu ifadeler –ki burada sadece birkaç örneğe yer verilmiştir-, fosil kayıtlarının gerçekte ortaya çıkardığı anlamları dile getirmektedir. Bu gerçek şudur; fosiller evrimin hiçbir zaman yaşanmadığını, tüm canlıların yaratıldığını ispatlamıştır:
Paleontoloji evrim hakkında parlak vaatlerde bulunmasına rağmen, evrimcilerin karşısına bazı hoşa gitmeyen güçlükler çıkarmıştır ve bunlardan en çok bilineni ise, fosil kayıtlarındaki boşluklardır.  (Evrimci paleontolog David B. Kitts)
"Kademeli gelişimi veya sıçramalı evrimi savunan hiçbir gerçek evrimci, fosil kayıtlarını, Yaratılış'a karşı evrim teorisini ispatlayacak bir delil olarak öne sürmez." (Evrimci zoolog Mark Ridley)
Bilinen fosil kayıtlarında, büyük bir morfolojik dönüşümü başarmış, tek bir filetik evrim (yeni türlerin ortaya çıktığını iddia eden evrim modeli) örneği bulunmamaktadır. (Evrimci Steven M. Stanley)
Evrimciler, birbirleriyle yakın ilişkisi olan canlılar arasındaki küçük boşlukları doldurmak için bazı fosilleri sırayla dizmişlerdir. Fakat büyük bir evrim senaryosunu desteklemek için küçük değişiklikleri delil olarak kabul etmek, tek bir atlama taşından yola çıkarak, aynı yerde bir zamanlar Mississippi Nehrini aşan bir köprü bulunduğuna inanmak gibidir. Evrimin, en temel canlı grupları arasındaki ara geçiş formlarını ortaya koyması gerekir... Fakat hiçbir örnek bulunmamaktadır. Fosil kayıtları kesin olarak bunu doğrulamaktadır. Yaratılış için bundan daha iyi bir delile gerek var mı? 71 (Yazar Richard L. Kleiss)
Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah yaptıklarınızı görendir.
(Hucurat Suresi, 18)

Darwinizm ve Materyalizmin Mantık Örgüleri

İnsan ruh sahibi bir varlıktır. Allah'ın ruhunu taşıdığından, sevgiyi, şefkati, merhameti, dostluğu, fedakarlığı bilir. İnsan, sorumsuz yaratılmamıştır ve dünyada imtihan olmaktadır. Yapıp ettiklerinin tümünden sorguya çekilecektir. Fakat Darwinistler, insanı yarı hayvan bir varlık olarak gördüklerinden, bu gerçeği kabul etmek istemezler.
Materyalizm, maddenin mutlak varlığı kavramı üzerine kuruludur. Bu yanılgıya göre, yalnızca madde vardır ve maddenin üzerinde hiçbir bilinçli müdahale söz konusu değildir. Sözde her şey başıboş ve kontrolsüz gelişmektedir. Buna insanın kendi yaşamı ve seçimleri de dahildir. Hiçbir bilimsel dayanağı ve geçerliliği olmayan bu dünya görüşü, insanın her şeyin sözde rastgele geliştiği bir dünya içinde yaşadığı ve dolayısıyla hiçbir sorumluluk taşımadığı iddiasındadır. Bu mantık dışı iddiayı kendince pekiştirmek için seçilen temel yöntem ise, detayları düşünmemek ve her olayı yüzeysel değerlendirmektir. Darwinist ve materyalist bakış açısı için, "Neden ve nasıl?" sorularının cevabı yoktur. Çok kısa ve sade bir mantık yürütmeyle varılabilecek akılcı sonuçlar dahi göz ardı edilir. Sadece sürekli telkin edilen sloganlar vardır. Bu sloganlar, dayanak noktaları, açıklamaları, içerdikleri gerçek anlamlar sorgulanmadan ve düşünülmeden koşulsuz kabul edilir.
Göklerde ve yerde olanların tümü Allah’ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.(Haşr Suresi, 1)
Materyalizmin ve elbette Darwinizm'in, en bilinen ve en gündemde tutulan sloganlarından biri ise, "Yaşamın bir mücadele alanından ibaret olduğu" yalanıdır. Buna göre, dünyada var olan tek şey yaşam mücadelesidir ve her insan bu hayali mücadeleye uyum sağlayabilmek ve güçlü olarak ayakta kalabilmek amacıyla elinden gelen her şeyi yapmalıdır. Kendisi de sözde bir tür hayvan olan insan, vefa, sadakat, güven, vicdan, dostluk, fedakarlık, saygı gibi ahlaki değerlere sahip olmak zorunda değildir. Tam tersine mümkün olduğunca acımasız, sevgisiz ve bencil olmalıdır. Güçlenebilmek için zayıf olanı ezmeli, eğer gerekiyorsa kendisi hayatta kalabilmek için diğerlerini yok etmelidir. Üstelik eğer insan, herşeyin kör tesadüflerin eseri olduğu bir ortamda yaşıyorsa (ki bu asla doğru değildir), ölümü, ölümden sonrasını, ahireti düşünmek zorunda da değildir. "Mutlak madde" yalanına sığınıp, ahiret ve hesap günü aklına geldiğinde dahi, akılcı ve mantıklı olarak düşünmekten kaçınacak, kendisini sorumluluktan kurtardığını zannedecektir.
Oysa, eski Yunan'dan bugüne kadar gelen ve 19. yüzyılın köhne bilim ortamında ortaya atılan Darwinizm'le destek bulan materyalizm, tüm iddialarının geçersizliği ispatlanmış bir ideolojidir. Astronomi, fizik, kimya, nükleer fizik, parçaçık fiziği, biyoloji gibi birçok bilim dalı maddenin ezeli ve ebedi olmadığını, evrenin yoktan var edildiğini, evrendeki hassas dengelerin kör tesadüfler sonucu ortaya çıkamayacağını, hiçbir şeyin başıboş gelişmediğini, fiziğin ötesinde metafizik gerçeklikler olduğunu ispatlamıştır. Ancak materyalistler ve Darwinistler bu bilimsel gerçekler üzerine düşünmek, ön yargısız olarak durumu değerlendirmek yerine, yüzeysel bir yaklaşımla, aynı içi boş kavramları tekrar etmeye devam ederler. Örneğin, genetik ve paleontolojinin tam tersini ispatlamasına rağmen, insanın sözde maymun atalarıyla ilgili hikayeler anlatıp dururlar. Yarı maymun yarı insan resimleri çizer, bu hayali varlıkların günlerini nasıl geçirdiklerine dair hikayeler anlatır, ama bir kere bile bu hikayenin bilimsel bulgularla çelişip çelişmediği üzerinde düşünmezler. Amaç, insanın sözde sorumsuz bir hayvan olduğu yalanını devam ettirebilmektir.
Oysa insan sorumsuz yaratılmamıştır. Bu dünyada imtihan olmaktadır ve yapıp ettiklerinin tümünden sorguya çekilecektir. O,Allah'ın yarattığı bir kuldur ve Allah'a karşı sorumludur. Başıboş değildir, çevresindeki olaylar rastgele gerçekleşmemektedir. Gördüğü ve duyduğu her şey, kendi imtihanının bir parçasıdır. Ölümünden sonra, ahiret gerçeği ile buluşacak ve hatalarını telafi edebilmek için şu anki imtihan ortamına bir daha asla dönemeyecektir. İmtihanı boyunca yaptıkları karşısına getirilecek, hakkında adaletle hükmedilecek ve sonsuz cennet ya da sonsuz cehennem hayatını yaşamaya başlayacaktır. İnsan, Allah'a hesap verecek olan bir varlıktır. Diğer canlılardan farklı olarak, ruh sahibi olarak yaratılmıştır. Allah, bu gerçeği ayetlerde şu şekilde haber verir:
Ki O, yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden (sülale'den), basbayağı bir sudan yapmıştır. Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona Ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz? (Secde Suresi, 7-9)
Darwinizm, eğer doğru anlaşılırsa, tüm ahlaki, metafizik ve dini inançları yok eden bir 'evrensel asit'tir.69 Evrimci profesör Daniel Dennett
Netice: Madem dünyada hayat var; elbette insanlardan hayatın sırrını anlayanlar ve hayatını sû'-i istimal etmeyenler dâr-ı bekada (ahirette) ve Cennet-i Bâkiyede (sonsuz cennette) hayat-ı bâkiyeye (sonsuz hayata) mazhar olacaklardır, âmennâ...70 Bediüzzaman Said Nursi

Sahte Deliller Öne Sürmeleri

Londra Ulusal Galerisi'nin resimli, tam bir kataloğunu alın. Bunu küçük parçalara bölüp, sonra Trafalgar Meydanı'ndaki galerinin merdivenlerinden rüzgara bırakın. Birkaç hafta bekleyin ve sonra meydanı dolanıp hayatta kalan kağıt parçalarını toplayın. Sonra da bulduğunuz parçalardan resim sanatı tarihinin rekonstrüksiyonunu yapmaya çalışın. Eğer akımlar, stiller, tarzlar, ressam isimleri ve diğer tüm bilgilerden oluşan tutarlı bir hikaye üretmeyi başarabilirseniz, o zaman büyük olasılıkla siz bir paleontologsunuz.64Nature dergisinin editörü evrimci Henry Gee

(Solda üstte) Piltdown adamı, insan kafatasına orangutan çenesinin eklendiği büyük bir sahtekarlık örneğidir. (Yanda) Nebraska adamı ise, sonradan bir domuza ait olduğu anlaşılan tek bir azı dişinden yola çıkılarak oluşturulmuş bir rekonstrüksiyondur. Bu evrim sahtekarlıkları, evrim yalanının gözler önüne serilmesi bakımından son derece önemli delillerdir.
Evrim teorisi, bilimsel olarak herhangi bir dayanak bulamadığından, herhangi bir delille desteklenmediğinden, Darwinistler çözümü sahte deliller kullanmakta bulmuştur. Darwinizm tarihinde, geçersizliği kesin olarak anlaşılmış oldukça fazla sayıda sahte delil vardır. Bunlardan en ünlüleri, insan kafatasına orangutan çene kemiğinin eklenmesiyle oluşturulan ve yıllarca insanlara bir ara geçiş örneği olarak sunulan Piltdown adamı sahtekarlığı, tek bir domuz dişinden yola çıkılarak çizilen Nebraska adamının kafatası ve rekonstrüksiyon çizimleri, kafese konup ara geçiş formu olarak sergilenen Ota Benga isimli Afrikalı yerli, iskeletine tüy eklenmiş dinozor fosilleridir. Tarihin en önemli bilim sahtekarlıklarına imza atan evrimciler, bu sahte delilleri ve hayal ürünü hikayeleri, insanları, evrim masalına inandırabilmek için kullanırlar. Sahte deliller üretmekten çekinmemeleri, büyük bir yalanı tartışmasız bir gerçek gibi sunmaları, Darwinizm'in nasıl bir zihniyete sahip olduğunu göstermesi açısından da önemlidir. Bu sahtekarlıkların ortaya koyduğu bir diğer gerçek ise, evrimcilerin, teorinin ilk ortaya atıldığı günden beri aslında büyük bir çaresizlik içinde olduklarıdır. Bu çaresizlik, onları yalanlara ve sahtekarlıklara sürüklemiştir.
Sahte deliller üretmekte ve bunları kamuoyuna sunmakta sakınca görmeyen Darwinistler, halkın bilime olan güvenini istismar etmeyi de olağan karşılarlar. Yayınladıkları yazılarda, makalelerde, kitaplarda, düzenledikleri sergilerde sürekli halkın güvenini suistimal ederler. Kamuoyunda yaygın olan bilime ve bilim adamının tarafsız ve ön yargısız olacağına dair kanaati, evrim aldatmacasını devam ettirebilmek için kullanırlar. Bunu yaparken de, toplumun büyük bir kesiminin bilim adına öne sürülen konuları inceleme, araştırma ve sorgulama imkanının olmamasından faydalanırlar. Evrimi destekleyen bir tane bile fosil olmadığını, 21. yüzyıl teknolojisine sahip laboratuvar koşullarında dahi hücrenin oluşturulamadığını, canlılığın cansızlıktan meydana gelemeyeceğini, kendileri düşünmedikleri gibi insanların da düşünmesini istemezler. İnsanların bu gerçekleri düşünmesini engellemek için de sürekli varsayımlara dayalı hikayeler ortaya atar, bu kurgularını sahte delillerle süsler ve hiç olmayan birşeyi varmış gibi telkin ederler.
Bir başka yöntem ise, evrimci yayınlarda doğru ve gerçek bilgilerin evrimci yalanlarla birlikte sunulmasıdır. Okuyucular, biyolojik ve tıbbi konulardaki mantıklı ve geçerli açıklamaları okurken, bir anda kendilerini bu yapının tesadüflerle nasıl oluştuğuna dair uydurma bir bilgiyi de okurken bulurlar. Örneğin, genetik hakkında bir bilgi verilirken, aktarılan teknik bilgiler mantıklı ve doğru olmasına karşın, tüm bunların evrimle oluştuğu açıklaması doğru değildir. Verilen teknik bilgilerle ilgili kanıtlar ve gözlemler varken, bu sistemin ve yapının evrimle oluştuğuna dair hiçbir delil yoktur. Ancak okuyucu, bu iki bilgiyi birlikte, iç içe okuyarak bir kanaat edinmiş olur. Evrimin, genetik bilimi kadar kanıtlanmış ve doğru bir teori olduğunu zanneder. Oysa gerçekler bu şekilde değildir. Aslında evrimi yalanlayan bilgiler ve bulgular, Darwinistler tarafından evrimi destekler gibi gösterilmektedir. Bu, psikolojik bir kandırmacadır.
21. yüzyıl, Darwinistlerin bu psikolojik mücadeleyi kaybettikleri, tüm kandırmacaların son bulacağı bir dönem olacaktır. Darwinizm'in bilim üzerindeki oyunları etkisini yitirmeye başlamıştır. Özellikle son 20-30 yıldır tüm dünyada büyük bir değişim yaşanmaktadır ve bu değişim bilim dünyasında da etkisini göstermektedir.
Başta Amerika'da olmak üzere birçok ülkede bilim adamları, Yaratılış'ın bilimin gösterdiği tek gerçek olduğunu kabul etmeye başlamışlardır. Darwinist büyü bozulmakta ve materyalizm, bugüne kadar en çok kullandığı silah olan bilim tarafından yok edilmektedir. Stephen Barr'ın da söylediği gibi, bilimin insanlara gösterdiği sonuç, Allah'ın varlığıdır ve bu gerçek gün geçtikçe çok sayıda insan tarafından fark edilmektedir:
Bilim bizi bir maceraya çıkardı. Silahlarla değil, ancak teleskoplarla, parçacık hızlandırıcılarla, matematiğin sembol ve işaretleriyle bizi hiç bilmediğimiz kıyılara, yabancı ve fantastik yerlere ulaştırdı. Ancak ufuğa baktığımızda, yolculuğumuzun sonunda, aslında en başından beri bildiğimiz ve tanıdığımız bir yere ulaştığımızı görüyoruz. Doğruyu arayışımız bizi her zaman, en sonunda Allah'a ulaştırmaktadır.65 Parçacık fizikçi Stephen M. Barr
"Yeni fosil bulguları, önceden var olan hikayeye uydurulur. Sanki atalar-nesiller zinciri, bizim gerçekten düşünmemiz gereken bir amaçmış gibi biz bu yeni bulgulara 'kayıp halkalar' deriz. Aslında gerçek farklıdır; bunlar insan ön yargılarıyla uyumlu olmaları için şekillendirilen, gerçeğin ardından oluşturulan, tamamen insan icadı olan şeylerdir."66 Nature dergisinin editörü evrimci Henry Gee
… Şu anda bize üstünlük sağlayan konumumuzdan bakarak, fosilleri kendimizde gördüklerimizin yavaş yavaş kazanıldığını yansıtan bir şekilde ayarlarız. Doğruyu aramayız, kendi ön yargılarımıza uyması için, onu gerçeğin ardından yaratırız.67 Nature dergisinin editörü evrimci Henry Gee
Bu kitapta birçok hayvan bulunmasına rağmen canlıları tümüyle gösteren fotoğraflar bulunmuyor; büyük ölçüde eksik haldeki iskeletlerin çizimleri var ve fosiller dışında herhangi bir örnek yok. Dolayısıyla ben de dinozorları çizenler gibi yaptım; daha doğrusu iskeletten yola çıkarak hayvanın dış görünüşünün rekonstrüksiyonunu hazırlayarak derisini, pullarını, tüylerini ve renklerini canlandırdım. William Reed, 2000 yılında yazdığı, 'Dinozorlar gerçekte neye benziyorlardı... bunu hiç öğrenebilecek miyiz?' başlıklı makalesinde, 'Dinozor iskeletleri çok nadir olarak bozulmamış halde bulunur, bu nedenle dağınık haldeki kemiklerin nasıl birleştiğini ortaya çıkarmak her zaman kolay değildir. Sonra bu kemiklerin üzerine doku ve deri kitlelerini yerleştirmek ise belirsizliklerle dolu can sıkıcı bir süreçtir.68 Evrimci deniz biyoloğu Richard Ellis

Allah İnancını Kabul Etmekte Zorlanmaları

Evrendeki hassas dengelerin ve canlılardaki kompleks yapıların tesadüfen meydana gelmiş olmasının imkansızlığını gören bir insan, aynı zamanda tüm bunların üstün bir Aklın, yani Allah'ın eseri olduğunu da anlayabilir. Ama insanların bazıları, cahilce düşünceler, yanlış kanaatler ve sapkın mantık örgüleri nedeniyle Allah inancını kabul etmekte zorlanırlar. Bu durumun en önemli sebeplerinden biri, kendilerini adeta üstün bir varlık olarak görmeleri ve kendilerinden üstün bir Yaratıcı'ya inanıp ona ibadet etmekte tereddüt etmeleridir. (Allah'ı tenzih ederiz.)
Bu tereddütlerinin temelinde, ahiretin ve hesap gününün varlığını düşünmekten korkmak, bu gerçeğin insana yüklediği sorumluluklardan kendince kaçmaya çalışmak vardır. Her şeyin hakimi ve üstün güç sahibi olan Yüce Allah'a inanmak ve O'nun Yüce varlığını kabul etmek, ahiretin varlığını da kabul etmeyi ve beraberinde de Allah'a ibadet etmeyi gerekli kılar. Bu gerçeğe inanan bir insan, dünyada tüm yaptıklarından sorumlu olduğunu bilecek ve buna göre yaşayacaktır. Nefsinin bencil taleplerinden sakınacak, iradesini kullanacak, her koşulda vicdanlı ve güzel ahlaklı olmaya gayret edecektir. Bir insanı hem manen hem de madden zenginleştiren ve güzelleştiren, kalitesini ve asaletini artıran bu durum, bazı insanlar için zor görünmektedir. Oysa asıl zor olan, yaratılışına aykırı olarak, vicdanını göz ardı etmek, sürekli vicdanına baskı uygulayarak yaşamaktır. Günümüzde birçok insanın yaşadığı acı ve sıkıntıların kaynağı, vicdanlarını köreltip sürekli nefislerine uymaları ve nefsin telkinlerinin neden olduğu zorluklardır.
Darwinistler ise, bir yandan kendileri Allah'a iman etmekten kaçınmakta, bir yandan da bazı insanların sahip olduğu bu yanlış psikolojiyi amaçları doğrultusunda kullanmaktadırlar. Kendi nefislerini haksız yere yücelterek kendilerince sahte bir üstünlük kazanmakta, gücün, kudretin ve izzetin asıl sahibi olan Allah'a inanmayı, O'na ibadet etmeyi reddetmektedirler. Büyük bir cehaletle kendilerini ilahlaştırdıklarından (Allah'ı tenzih ederiz) ve her olayı kendi kontrollerinde zannettiklerinden, kadere tabi oldukları gerçeğini bir türlü kavrayamaz, bu gerçeği mümkün olduğunca düşünmek  istemezler. Her şeyin başıboş geliştiğini iddia ederek, kendilerinin de sözde başıboş bir ortamda kontrolsüz yaşadıklarını kabul etmek isterler. Ahiret gerçeğini göz ardı ettiklerinden, sonsuz zannettikleri, daha doğrusu öyle olmasını istedikleri dünyada, sonsuza kadar var olacaklarını ya da öldüklerinde tamamen yok olacaklarını düşünürler. Böylece ölümü ve ölümden sonra karşılaşacakları hesap gününü hiç düşünmediklerinde, bu gerçekle karşılaşmayacaklarını sanırlar. Küçük bir çocuğun mantık örgüsünü andıran bu yaklaşımın, kendilerini yaşamları boyunca rahat ettireceğine inanırlar.
Canlılığın ve yaşamın kör tesadüflerin eseri olduğu iddiasındaki evrim teorisi ise, bu zihniyetteki insanlar için önemli bir dayanak noktası oluşturmaktadır. Kendilerince canlılığın kökenine Yaratılış dışında bir açıklama getirdiklerini zannederler ve bu zanna büyük bir güçle bağlanırlar. Öyle ki bir müddet sonra, bu yalana kendileri de inanır, tüm saçmalıklarını gördükleri halde evrimi savunmaya devam ederler. Çünkü evrimi kaybetmeleri demek, tüm yaşamlarını üzerine inşa ettikleri felsefelerini, hayat görüşlerini kaybetmeleri demektir. Darwinizm'in geçersizliğini kabul etmeleri demek, evrenin meydana gelişinin ve canlıların oluşumunun tek açıklamasının Yaratılış Gerçeği olduğunu kabul etmeleri demektir. Bu ise, sorumsuzluğu ve başıboşluğu savunan Darwinist ideoloji ile tam anlamıyla çelişmektedir. Darwinist ve materyalist bilim adamlarının bu batıl bakış açısını, Delaware Üniversitesi'nden parçacık fizikçi Stephen M. Barr şu sözlerle dile getirir:
Pek çok (materyalist, Darwinist) bilim adamı, bilimin ilerlemesiyle gün geçtikçe, evrenin ve insanlığın "amaçsızlığının" ve maddesel güçlerin ve kör tesadüflerin ürünü olduklarının daha açık anlaşılacağına inanmaktadır. Pek çoğu bilimin bize öğretmesi gereken dersin bu olduğunu düşünmektedir. Bu düşüncenin önde gelen temsilcilerinden zoolog Richard Dawkins, 'Gözlemlediğimiz evrenin neticede hiçbir tasarıma, amaca, iyiliğe, kötülüğe sahip olmayan, amaçsızlık dışında hiçbir özelliği olmayan bir evren olduğunu kabul ettiğimizde, umduğumuz tüm özelliklere sahip olacaktır' diye yazmaktadır. Evrenin amaçsızlığını ve bunun insanlar için hiçbir şey ifade etmemesi gerektiğini sıkça dile getirenlerden biri de, zoolog Stephen Jay Gould'dur. Gould, insan ırkının evrimsel tarihin çılgın bir kazası olduğunu ve yaşam ağacında ince bir daldan ibaret olduğunu söylemektedir. Bertrand Russel ise, "Durgun bir suda meydana gelen bir kazadan başka bir şey değiliz" demektedir.61  Delaware Üniversitesi'nden parçacık fizikçi Stephen M. Barr
Oysa gerçek şudur: Darwinistler, isteseler de istemeseler de, Allah'ın kendileri için belirlemiş olduğu kadere tabidirler. Yeryüzündeki tüm varlıklar öyledir ve Allah'ın kendileri için seçip beğendiği hayatı yaşamakta, O'nun verdiği rızıkla hayat bulmaktadır. Darwinistler, inkar etse de etmese de ahiret vardır ve Darwinistlerin her biri, tüm diğer insanlar gibi hesap günü Kudret Sahibi Rabbimiz'in huzurunda sorguya çekileceklerdir. Dünyada ne kadar sorumsuz ve rastgele yaşadıklarını iddia ederlerse etsinler, ahirette, yaşadıkları her anın hesabını vereceklerdir. Dolayısıyla, dünyada Allah inancını kabule zorlanmaları ve bunun için farklı yollarla kendilerini aldatma yoluna gitmeleri bir çözüm olmayacak, bu yöntemleri onlara bir fayda sağlamayacaktır.
Bugüne kadar Darwinizm'in içinde bulunduğu çöküşü gören binlerce insan kendisini bu büyünün etkisinden kurtarmış, gerçeklere yönelmiştir. Darwinistler de, yanlışta ısrar etmek yerine, doğruya yönelmeyi artık kabul etmeli, hatasını anlayıp kabul etmenin güzel bir davranış olacağını görmelidirler. Dünyada imkan varken hatalı tutum ve davranışlarını değiştiren insanlar, ahirette Rabbimiz'in rahmetini ve merhametini umabilirler.
Birçok bilim adamı ve teknoloji uzmanının Darwin teorisine dilleriyle hizmet ediyor olmalarının tek nedeninin, bu teorinin bir Yaratıcı olduğunu reddetmesi olduğunu kabul etmek zorundayız..62  Evrimci Antropolog Michael Walker
Madem dünya var. Ve dünya içinde bu âsârıyla (eserlerle) hikmet ve inayet (yardım) ve rahmet ve adalet var. Elbette dünyanın vücudu gibi kat'î olarak âhiret de var. Madem dünyada her şey bir cihette o âleme bakıyor. Demek oraya gidiliyor. Âhireti inkâr etmek, dünya ve mâfîhayı (içindekileri) inkâr etmek demektir. Demek ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor.63 Bediüzzaman Said Nursi

D

Profesör ve Bilim Adamlarının Teoriyi Savunmaları

Bazı bilim adamlarının Darwinist olması, insanların sanki tüm bilim dünyası evrime inanıyormuş, dolayısıyla evrim bilimsel bir teoriymiş gibi yanlış bir kanaat edinmesine sebep olabilir. Gerçekten de bilim dünyası içinde Darwinist telkinlere kapılmış çok sayıda insan vardır. Ancak bunların büyük kısmının Darwinizm'e olan bağlılıkları bilimsel bir yaklaşımın sonucu değildir. Evrim teorisinin materyalizme ve ateizme sağladığı dayanak, bu kişilerin Darwinizm'i ideolojik kaygılarla sahiplenmelerine neden olmaktadır. Bu insanlar Darwinizm'in geçersizliği ortaya konduğunda, materyalizmi yaşatmanın mümkün olmadığını bilmekte, bu nedenle de akla, bilime ve mantığa aykırı olmasına rağmen var güçleriyle Darwinizm'i savunmaktadırlar. Darwinizm'in materyalist kaygılarla desteklendiğini, Phillip Johnson, Marksist zoolog Richard Lewontin'in iddialarını değerlendirdiği bir yazısında şöyle açıklamaktadır:
Darwinizm, felsefi olarak tarafsız olması gereken (bilimsel) kanıtlara değil, materyalizme olan "a priori" (önceden kabul edilmiş, doğru varsayılmış) sadakate dayalıdır. Felsefeyi bilimden ayırdığınızda, kibir kulesi yıkılıverir. Toplum bunu tam olarak anladığında, Lewontin'in Darwinizm'i, bilimsel müfredattan silinmeye başlayacak ve tarihin tozlu raflarında Lewontin'in Marksist görüşlerinin yanında yerini alacaktır.58  Phillip Johnson
Bu gerçeği bilmeyen halkın önemli bir kısmı da söz konusu kimselerin, bilime olan sadakatleri nedeniyle evrimi savunduklarını sanmaktadır. Oysa Darwinistlerin sadakati bilime değil, materyalizme ve evrim dogmasınadır. Biyokimya profesörü Michael Behe, bilim dünyasının materyalist dünya görüşü nedeniyle evrime sahip çıktığını ve bilimin halka nasıl yansıtıldığını şöyle ifade eder:
Göklerde ve yerde her ne varsa O’nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır. (Hac  Suresi, 64)
Evrenin nasıl çalıştığıyla ilgili neredeyse tüm bilgiler, ayırt edilmeden, önce katı bir materyalist filtreden geçirilir. Daha sonra halka sunulur... Bilimsel literatür tamamen bu anlayışı yansıtır. Çalışmalar çoğunlukla, hem genelde hem de özel konularda, doğanın bilinen ve emin olunan işleyişinden bahseder. Okul kitapları bu kanaati öğrencilere ileterek görevlerini yerine getirmiş olurlar. Bu tanımlamalar, boşluklardan veya cevaplanamayan sorulardan hiç bahsetmez. Bunun yerine, her şeyin bilindiği, en azından hemen her şeyin bilindiği ve laboratuvarlarda test edildiği izlenimi verilir. Eğer teoriye uymayan bir kanıt varsa, o zaman da teoriden değil kanıttan şüphe edilir... Sorun, mantıklı iddialara dayalı olmayan, sosyal baskıyla yaygınlaştırılan materyalizmdir.59 Biyokimya profesörü Michael Behe
Michael Behe'nin sözünü ettiği sosyal baskının, yoğun olarak yaşandığı asıl yer ise akademik dünyadır. Dünyanın pek çok ülkesinde okullarda ve üniversitelerde Darwinist akademisyenler desteklenmekte, Allah inancına sahip bilim adamlarının ise akademik kariyerleri engellenmeye çalışılmaktadır. Darwinizm'i reddettikleri için çoğunun kitapları, makaleleri bilimsel yayınlarda yer almamakta, bir taraftan da hiçbir doğruluk ifade etmediği halde "gericilikle" suçlanmaktadırlar. Çoğu Batı ülkesinde eğer bir bilim adamı akademik kariyer yapmak istiyorsa, Darwinci safsatalara göz yummak, hatta bunları ister istemez savunmak zorundadır. Aksi takdirde akademik kariyerinde yükselmesi, hatta bulunduğu üniversitede kalıcı olması dahi çok zordur. Evrimci bilim adamları akademilerde, üniversitelerde bir çeşit "diktatörlük" oluşturmuşlardır. İnançlı bilim adamlarının Yaratılış'ın bilimsel delillerini ortaya koymaları, bilim dünyasının çoğunluğu, özellikle de materyalist düşüncenin hakim olduğu kurumlar ve akademiler tarafından tepkiyle karşılanmakta, ancak ateizm veya materyalizm propagandası yapılmasına asla karşı çıkılmamaktadır. Bu da, bazı bilim adamlarının evrimin geçersiz olduğunu bilmelerine rağmen, gelecek endişesi ve kariyerlerini kaybetme korkusuyla seslerini yükseltmemelerine neden olmaktadır.
Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle her şeyi kuşattıığını bilmeniz, öğrenmeniz için.
(Talak Suresi, 12)
Görüldüğü gibi bilim dünyasının evrime verdiği desteğin arkasında ya ideolojik kaygılar ya da baskı ve sindirme yöntemleri yer almaktadır. "Bilim dünyası evrimi savunuyor, demek ki evrim, test edilmiş, doğruluğu bilimsel verilerle tespit edilmiş bir teoridir" düşüncesi ise büyük bir aldanıştır. Bu aldanış, Darwinistlerin uyguladığı psikolojik mücadele tekniklerinin bir sonucudur ve gerçekleri yansıtmamaktadır. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki, Darwinistlerin ısrarla iddia ettikleri gibi bilim dünyasının tümü evrimci değildir. Tüm baskı ve yıldırma metotlarına rağmen, evrim karşıtı olduğunu açıkça ifade eden sayısız bilim adamı, akademisyen ve profesör bulunmaktadır. Bu kişiler evrim teorisinin açmazlarını ortaya koymakta, gerçekleri halka ulaştırmaya çalışmaktadır. Üstelik Darwinist büyünün etkisinden kurtulan bilim adamlarının sayısı gün geçtikçe de artmaktadır.
Darwinizm, Darwinist bilim adamlarının dünya çapında etkili olma çabalarına rağmen çöküntüye uğramıştır. Bunun en önemli sebebi, teorinin bilimsel delilsizliğinin, evrimci bilim adamlarının varlığına karşın, açıkça gündeme getirilmiş, dünyaya ilan edilmiş, bu yalan ve aldatmaya karşı tüm insanların uyarılmış olmasıdır.
Bağdat'ın karşı sahilinde oturan Ebu Hanife'nin tartışma saatinde yerini almamış olması, dehrinin (Allah'a inanmayan tartışmacı) ve kalabalığın zihninde değişik soruların şekillenmesine neden olur. Herkes merak içindedir... "Neden gelmedi? Gelmeyecek mi? Korktu mu? Delil mi bulamadı?" vb. sorular.! İmam-ı Azam, belirlenen saatten bir müddet sonra gelir. Dehri, son derece moral kazanmış, küfür ve gururu daha da artmıştır...
Ebu Hanife, özür dileyerek gecikmesinin sebebini anlatmaya başlar: "Karşı sahilden bu tarafa gelebilmek için bir vasıta bulamadım. Beklemeye başladım. Belki bir kayık veya sal gelir de onunla giderim diye düşünüyordum. O esnada ağaçların birdenbire devrildiğini gördüm. Devrilen ağaçların kendiliğinden kereste, kerestelerin kendiliğinden kayık olduğuna şahit oldum. Yine kendiliğinden bir kürek ve yelkenin vücud bulduğunu gördüm. Sizlere karşı daha fazla mahcub düşmeyeceğimden sevinerek, kayığa atladım. Kayık kendiliğinden beni buraya getirdi..." Dehri ve dinleyenler bu sözlere bir mana veremezler. Tabiatçılığı savunan, her şeyi tabiatın var ettiğini iddia eden tartışmacı, böyle bir olayın, anlatıldığı tarzda gerçekleşmesinin mümkün olmadığını söyler.
Büyük İmam tebbessüm ederek şöyle der: "Bir küçük kayığın bile kendiliğinden, yapıcısı ve sanatkarı olmadan meydana gelebileceğini kabul etmediğiniz halde, nasıl oluyor da, bu muazzam kainatın bir yapıcısı, bir Yaratıcısı olmadan kendiliğinden vücud bulduğuna inanıyorsunuz? Kainat kainatın değil, Allah'ın eseridir. Bütün bunca belgeler ortada iken, Allah'ın varlığı ile ilgili bir tartışma ve münazara başlatmak gereksizdir.60 İmam-ı Azam Ebu Hanife

Bilimsel Gösteri Yapmaları

Evrimci biyoloji spekülatif delillerle büyük darbe almıştır. Anatomik ve ekolojik bilgiler kaydedilir ve daha sonra bu kemiğin neden belirli bir şeye benzediği ya da neden canlının burada yaşadığı hakkında tarihi veya uygun açıklamalar kurgulanmaya çalışılır. Bu spekülasyonlar 'senaryolar' olarak adlandırılmıştır. Aslında çoğu zaman horlanarak ve haklı gerekçelerle, 'masal' olarak da tanımlanırlar. Bilim adamları 'bu hikayelerin masal olduğunu bilmektedirler; ne yazık ki (bu masallar) mesleki metinlerde son derece ciddiye alınırlar ve doğru kabul edilirler.'55  Evrimci paleontolog Stephen Jay Gould
Darwinistlerin en bilinen aldatmaca yöntemlerinden birisi, evrimin sözde bilimsel bir kavram, evrim teorisinin de bilimin desteklediği bir teori olduğu yalanıdır. Evrim teorisi, bilim tarihinde bir dönüm noktası olarak tanımlanır ve evrim teorisine karşı çıkanlar da "bilim karşıtı" olarak lanse edilir. Oysa bu, büyük bir aldatmaca, gerçeklerle hiçbir şekilde örtüşmeyen bir gösteridir. Evrim teorisi, materyalist felsefenin bir zorunluluğu olarak ortaya çıkmış bir dogmadır. Darwinizm ise bir tür şaman dinidir. Şamanizm nasıl doğadaki bazı güçlere tapınmayı temel alıyorsa, Darwinizm de aynı şekilde doğaya tapınır. Doğayı, kendince "efsanevi ve esrarengiz güçleri olan" bir varlık olarak tanımlar. Taşın toprağın, Güneş'in, şimşeğin, rüzgarın bir araya gelerek tesadüflerin etkisiyle canlılığı meydana getirdiğine inanır ve toplumlara bu yalanı telkin eder. Darwinizm'in yöntemi, bilimsel deliller sunarak teorinin geçerli olup olmadığını tartışmak değil, bilimsel ifadeler kullanıp gösteri yaparak teorinin doğru olduğu izlenimini oluşturmaya çalışmaktır.
Darwinist yayınlar, evrim aldatmacasının en önemli propaganda malzemelerindendir. Yanıltıcı başlıklar, kullanılan göz boyayıcı bilimsel terimler, evrimi, bilimsel bir gerçekliği varmış gibi göstermeye yöneliktir. Fakat bu yayınların içinde, evrimi doğrulayan tek bir kanıt dahi bulmak mümkün değildir.
Bütün Darwinist yayınlarda, evrimin bilimsel bir teori olduğu söylenir. Ama Darwinizm'in öne sürdüğü herhangi bir iddiaya getirilebilmiş bir tane dahi bilimsel delil bulunmamaktadır. Darwinizm, tek bir hücrenin nasıl ortaya çıktığını açıklayabilmiş değildir. Sözde tesadüflerin eseri olarak ortaya çıkan bu hücreden, binlerce farklı canlı türünün hangi mekanizmalarla oluştuğunu delillendirebilmiş değildir. Canlıların birbirlerine hayali dönüşümleri iddiasını, tek bir örnek üzerinde bile gösterebilmiş değildir. Balıkların sürüngenlere, sürüngenlerin kuşlara dönüştüğünün uzun uzun anlatıldığı evrim masallarını ispatlayan hiçbir bulgu yoktur. 150 yılı aşkın süredir yapılan kazılarda, bir tane bile bu hayali sürecin izini gösterecek ara form fosiline rastlanmamıştır. Dahası evrim teorisi, genetik biliminin ortaya koyduğu yenilikler konusunda da sessizdir, açıklamasızdır, delilsizdir. Kısaca evrim teorisi, bilimsellikten son derece uzaktır. Bilim, evrim teorisini yalanlamaktadır. Astronomi, biyoloji, paleontoloji, jeoloji, fizik, kimya, jeofizik, embriyoloji vb. birer bilimdir. Darwinizm ise bilim değildir, ilkel bir Şaman dinidir. Buna rağmen Darwinistler, telkinlerini ikna edici gösterebilmek için bilimi alet edinirler. Darwinistlerin bilimi kullanma yöntemleri ise tanıdıktır:
Öncelikle bilimsel konuların halk tarafından anlaşılmasının mümkün olmadığı, ancak bir avuç sözde seçkin insanın bilimi anlayabileceği telkininde bulunurlar,
Bu telkini pekiştirmek için yazılarında ve konuşmalarında halkın çoğunluğu tarafından bilinmeyen bilimsel terimler kullanırlar,
Uzun karmaşık formüller, Latince terimler ve ifadeler, ağır ve anlaşılmaz bir dil kullanarak son derece önemli bir konudan bahsediyormuş izlenimi verirler. Anlattıkları, bilimle tamamen çeliştiği halde, bilmeyenlerin bunu bilimin bir parçası zannetmesini sağlarlar,
Darwinist bilim adamlarından, profesörlerden, evrimci yayınlardan sık sık alıntılar yaparak, bilim dünyasının tamamının evrime inandığı imajını oluşturmak isterler. Böylece, bilimle evrimin çeliştiği gerçeğini gizlemeyi umarlar. Amaç, "Bu teori bilimsel bir gerçek ve tüm bilim otoriteleri tarafından kabul ediliyor" izlenimi verebilmektir. Phillip E. Johnson, Darwinistlerin bu yöntemlerini şöyle özetler: (Evrim) Teori büyük ölçüde söz sanatına özgü ikna etme yöntemlerine dayanan bir propaganda kampanyasıyla ayakta tutulmaya çalışılmaktadır: Gizli varsayımlar, üzerinde konuşulan sanki kanıtlanmış gibi varsayılan ifadeler, belli belirsiz tanımlanmış ve tartışmanın ortasında anlamı değiştirilmiş terimler, hayali düşmanlara saldırılar, seçmece kanıtların alıntıları ve benzeri. Teori aynı zamanda kültürel itibarıyla korunmaktadır.56  Phillip E. Johnson
    Oysa ne Latince terimler, ne karmaşık cümleler, ne de evrimci birkaç profesörün sürekli ön plana çıkarılıyor olması, evrim teorisinin içinde bulunduğu çıkmazı ortadan kaldırabilir. Belki bir müddet daha evrimin bilim karşısında aldığı yenilgi örtbas edilebilir, ama gerçekler en sonunda ortaya çıkacaktır. Çünkü evrimci kaynakların hiçbirinde evrimi savunmak için kullanılabilecek bilimsel bir veri yoktur. Darwinist dergilerde, kitaplarda, gazetelerde, televizyon programlarında, konferanslarda, sadece farklı evrimcilerin farklı senaryoları dile getirilir. Ancak neticede bunlar birer varsayımdan, daha doğrusu spekülasyondan ibarettir. Bu kişilere, anlattıkları hikayenin bilimsel dayanağını sorduğunuzda, bu iddialarını hangi bilimsel bulguların desteklediğini görmek istediğinizde, alacağınız cevap büyük bir sessizlikten ibaret olacaktır.
    Bir kez daha ifade etmek gerekir ki, Darwinistlerin kullandıkları ağır, anlaşılmaz dil ve teknik üslup, evrim teorisinin lehinde hiçbir delil sunmaz. Bu yöntemin kullanılmasının tek sebebi göz boyamak, "evrim bilimseldir" aldatmacasını zihinlere yerleştirmektir. Ancak evrim teorisinin gerçek mahiyeti anlaşıldıkça ve bir aldatmaca üzerine kurulu olduğu insanlara gösterildikçe, artık bu sahte yöntemler de geçerliliğini ve etkisini yitirmektedir.
    Nutfeden yaratılmış olan insan Allah'ın ayetlerindendir... Önceden halinin ne idiğini sonra ne olduğunu düşün! Acaba ins (ins) ve cin biraraya gelseler nutfeden bir göz, yahut kulak, yahut akıl, yahut kudret, yahut ilim veya ruh yaratabilirler miydi? Ondan kemik, damar, sinir, deri, kıl vesaire yapmaya muktedir olurlar mıydı? Bunlar bir tarafa Allah yarattıktan sonra insanın keyfiyyet ve mahiyetini, varlığının künhünü (bir şeyin aslı, cevheri, özü) anlamak isteselerdi bundan da aciz kalırlardı... Allah'ın lütuf ve keremine, o muazzam kudrete ve hikmete bakınız, insanı nasıl kucaklıyor. Ne derece hayreti mucibtir ki (icab eden), duvarda bir resim veya güzel bir hat yahut nakış gören kimse durur, hayranlıkla onlara bakar, sanatkarın onları nasıl yaptığını düşünür, yaptığı işin ne kadar büyük bir sanat ve maharet olduğunu ifade eder de şu muazzam kainata ve Allah'ın mahlukatına (yarattıklarına) baktığı halde, onları ve Allah'ın sanat ve hikmetini düşünmekte gaflet eder.57 İmam Gazali